Çocuklarda Kaygı Bozuklukları

Kaygı kişiyi gerektiğinde tehlikeden koruyan, uyuma ya da hayatta kalmaya
yönelik bir sinyal olmasına karşın bir çok farklı ruhsal bozukluk da belirti olarak ortaya çıkan bir duygu durumudur.
Kaygının duyumsanma biçimi, fonksiyonel ve afonksiyonel oluşuna göre kaygıyı normal ya da anormal olarak değerlendirebiliriz. Kaygının ortaya çıkış yeri zamanı şekli ve içeriği önemli olsa da, çocuğun kaygı karşısında kullandığı savunma düzenekleri ve benlik gücünün terapist tarafından değerlendirilmesi büyük önem taşır.
Savunmaların yetersiz kaldığı durumlarda ortaya kaygı bozuklukları çıkar. Kaygıya ilişkin linkler çocuk da var olmaya devam eder ve çocuk büyüdükçe tamamen gelişip ortadan kalkmazlar, bu linkler stresli bir durumla karşılaştığında tekrar tetiklenirler.

Çocuklarda kaygı problemleri;

• Anneden ayrılıp okula gidememe, okulda kalamama
• Sınıfta anneyi isteme
• Anneyi göremediği zaman yok olduğunu zannetme, sık sık sınıf penceresinden bakma
• Okulda başına bir şey gelme endişesi, okul çıkışında anneyi kaybetme bulamama endişesi
• Sokakta başına gelebilecek felaket senaryoları üretme
• Nefes alma yemek yeme güçlükleri; boğaza takılma korkusu
• Karanlıktan aşırı korkma
• Evde yalnız kalamama(9 yaş sonrası)
• Asansör veya belirli nesnelere karşı özel korku
• Fobiler şeklinde gözlenebilir.
• Sosyal fobi(aşırı çekingenlik)
• Panik Bozukluk ve Panik Atak(Bedensel semptomların eşlik ettiği)
• Sınav Kaygısı ile Başa Çıkma
• Seçici Konuşmazlık
• Tüm bu semptomların altında güvende hissetmeme ve ebeveynle ayrışamama problemleri mevcuttur.
Bu çocuklar her daim bir güvenlikçiye ihtiyaç duyarlar. Anne ya da baba acil güvenlik sağlayıcıdır. Problemle baş etme becerileri gelişmemiştir.

Çocuklarda kaygı bozuklukları çoğunlukla ebeveynlerin Dünya’yı tehditkar olarak algılamalarının bir sonucu olabildiği gibi fazla fedakar olan ebeveynlerin çocuklara yüklediği tam olamama, hata yapma korkusu, gözden düşme ve suçluluk duyguları ile de ilişkili olabilmektedir.
Annenin kendi duygularını yatıştıramadığı, yoğun duygu dalgalanmaları yaşadığı durumlarda da ,çocuğun kendini güvende hissetmemesi mümkündür.
Aile dinamikleri, çocuğun aile içindeki konumu, anne- babanın ruhsal durumu; mevcut aile ilişkileri içerisinde kaygı düzeyi değerlendirilmelidir.
Kaygının çocuğun hangi ihtiyacını giderdiği saptanmalıdır.
Çocuk ve aile dinamikleri analiz edildikten sonra çocuk ile yapılandırılmış oyun terapi seansları ve aile psikoeğitimleri ile ciddi gelişmeler sağlanabilmektedir.
Aynı zamanda çocuğun okul ve öğretmenleri ile de iletişim kurulmalı, temel yaşam alanlarına ilişkin güvende hissetmesi sağlanılmalıdır.
Bu dönemde çocuğun geliştireceği sağlıklı savunmalar ve olumlu benlik algısı, işlevsel olmayan kaygının üstesinden gelmeyi sağlar.

Pedagog
Afife Selvitopu